Bir soru hayatımı değiştirdi!


‘Bodrum Masalı’ ve ‘Nefes Nefese’ dizileriyle tanıdığımız güzel oyuncu Ezgi Şenler MAG dergisine bir röportaj verdi.

Ezgi Şenler’i biraz yakından tanıyabilir miyiz?

1993 yılında Ankara’da doğdum. Ailemin tek çocuğuyum. Annem ev hanımı, babam muhasebeci ama sanatın yaşam şekli olduğu bir aileyle büyüdüm. Babam tarafımdan ailemin yarısı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda; halalarımdan biri balerin, diğeri tiyatrocu, kuzenlerim çellist, kemanist. 3 yaşında bale eğitimine başladım ve daha sonra 12 yaşımda Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı’nı kazandım. Hem klasik bale hem de modern dans olmak üzere iki ana sanat dalında eğitim aldım. Halen konservatuvar 4. sınıf öğrencisiyim.

‘Bodrum Masalı’yla tanıştık sizinle… Nasıl başladı oyunculuk serüveni?

Tamamen şans. Oyunculuk aklımda vardı ama nereden başlayacağımı bilmiyordum, ta ki menajerim Yeşim Kocaman’la tanışana kadar… Bana ‘Ezgi oyuncu olmayı düşünmez misin?’ diye sordu ve bu soru benim hayatımı değiştirdi. ‘Bodrum Masalı’ için deneme çekimine gittim ve kabul edildim. Bir anda yepyeni bir dünyada, sevdiğim işi yaparken buldum kendimi. Oyunculuğu bırakmam artık, bu mesleğin benim mesleğim olduğunu anladım ve baleden daha çok sevdim.

Henüz 16 yaşındayken bale dersleri verdiğin doğru mu? Dansa olan ilgini nasıl fark ettin?

Evet doğru, çok genç yaşlarda çalışmaya başladım. 3 yaşından beri bale yaptığım ve okulunu okuduğum için profesyoneldim. Eğitim verebilecek seviyeye geldiğimde çocukları ve eğitmenliği çok sevdiğim için bale dersleri vermeye başladım. Bir yandan da aileme destek oluyordum. Dansa olan yeteneğimi balerin olan halam keşfetti, iyi ki keşfetmiş ve iyi ki bale okumuşum. Katı disiplinini bile çok seviyorum. Balenin oyunculuğuma da katkısı olduğunu görebiliyorum. Bale yaparken duyguyu konuşmadan seyirciye mimiklerle ve dansla anlatmak gerekiyor. Mimik ve solfej dersleri alıyoruz. Fakat en büyük katkısı devamlılık duygusu. Balede, devamlılığı sağlamak için hareketleri zihnine kazırsın. Aynı durum oyunculuk için de geçerli…

Kariyer hedeflerin neler, bundan sonra seni nasıl projelerde göreceğiz?

Hedeflerim çok fazla aslında. Gerçekten mesleğimle iyi bir oyuncu olmak istiyorum. Yurt dışında ve burada çeşitli eğitimler almak istiyorum. Bir müzikalde oynamak en büyük hayallerimden biri. Farklı rollerde de kendimi göstermek isterim; değişik karakterleri canlandırmak beni çok mutlu eder. Bundan sonra oyunculuğumu geliştirmeye adayacağım kendimi. Ama başka bir hayalim daha var, bale okulu açmak… Okulumu bitireceğim ve hayalini kurduğum bale okulunu açacağım. Yeni nesil balerinlerin eğitimine ve ülkemde bu sanatın gelişmesine katkıda bulunmak istiyorum.

Canlandırdığın karakterler arasında kendine en yakın hissettiğin hangisi oldu ve onunla benzeyen özellikleriniz nelerdi?

Aslında her karakterde Ezgi’den bir şeyler oluyor. ‘Şu özelliklerim benziyordu’ diyemem, sonuçta o karakterleri oluşturan ve yaşatan benim. Ezgi’ye birebir benzeyen bir karakteri canlandırmak daha zor geliyor bana. Şu zamana kadar oynadığım iki karakterin de Ezgi ile alakası yoktu…

Aynı projede yer almak istediğin isimler var mı?

Kesinlikle Haluk Bilginer; kendisini büyük bir beğeni ve hayranlıkla takip ediyorum. Oynadığı tüm karakterleri o kadar iyi yansıtıyor ve vücut dilini o kadar iyi kullanıyor ki; bütün zor karakterler üstüne oturuyor. Konservatuvarda tiyatro eğitimi görmüş olmasına rağmen İngiltere’de ileri tiyatro eğitimi almış olması, kendini sürekli geliştirmesi örnek aldığım özelliklerinden. Türkiye böyle bir oyuncuya sahip olduğu için çok şanslı. Ayrıca ses tonuna da bayılıyorum.

Set anılarından unutamadığın bir anını bizimle paylaşır mısın?

Motor kullanmayı öğrenmiştim ‘Bodrum Masalı’ için ve motora bindiğim her sahne benim için unutulmazdı. Yokuş çıkarken, partnerimi arkamda taşırken, motoru döndürürken birazcık zorlandım, çok stresliydi ama bir o kadar da keyifliydi.

Son olarak Ankaralı bir oyuncu olarak Ankara ve İstanbul’u karşılaştırdığında en sevdiğin ve sevmediğin yönleri neler?

İstanbul çok güzel bir şehir ama çok kalabalık ve bir kaos havası var. İnsanlar hep bir yere yetişme derdinde ve çok stresli. Zaman o kadar hızlı akıyor ki; ne ara akşam oluyor anlamıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, gün bitmiş. Çok fazla bina var ve o binalar benim üstüme üstüme geliyor. Ankara memleketim olduğu için galiba daha sıcak ve samimi geliyor bana. Burada herkes birbirini tanıyor, daha sıcakkanlı ve içtenler. Normalde sıkıcı bir şehir ama dostluklar ve arkadaşlıklar Ankara’da bizi bir arada tutan tek şey. Bir de İstanbul’a göre daha yeşil olduğu için bir adım daha önde benim için.