Karadeniz’in dalgalarına benzetirim kendimi, sakin ve coşkulu!

0
16

Geçtiğimiz haftalarda yayınlanmaya başlayan ‘Hakan: Muhafız’ın ‘Leyla’sı Ayça Ayşin Turan, MAG dergisine verdiği röportajda çarpıcı açıklamalara imza attı.

IMDb Starmetre ve Moviemetre sonuçlarına göre, tüm dünyada 11 milyon oyuncu arasında 42. olarak Türk oyuncuların yaptığı en iyi dereceyi yapan Turan, başarısının altında yatan yaşam öyküsünü anlattı.

Genç yaşta sektörün ses getiren projelerinde yer aldın ve almaya da devam ediyorsun… Nasıl başladı oyunculuk serüvenin?

Oyunculuğun beni seçtiği bir serüven olduğunu söylesek daha doğru olur sanırım. Üniversiteyi okumak için geldiğim İstanbul’da kamera arkasından kamera önüne transfer oldum ve böylelikle bu yolculuk başlamış oldu.

Geçmişe doğru bir yolculuğa çıksak, nasıl bir çocukluk geçirdiğini söylersin bize?

Tam anlamıyla çocuk gibi büyüyen çocuklardan oldum. Sokaklarda koşup oynayabilen, ağaçlara tırmanan, akşam ezanıyla eve girmenin ne olduğunu bilen, doğayla iç içe olabilen son çocuklardanımdır sanırım… Dönem çocuğuyum yani anlayacağınız. Benim de birçoğumuz gibi en çok özlediğim zamanlar o zamanlar. Hayata dair küçücük dertlerimizin ne kadar büyük olduğunu düşünüp dururduk hep. Kendimize dair küçücük bir dünyamız vardı halbuki.

Karadenizli bir ailenin kızı olarak oyunculuk isteğin aile içerisinde nasıl tepki topladı?

Karadenizli, Marmaralı, Egeli ya da herhangi başka bir yerli olmakla oyuncu olmayı istemek arasında bir bağ kurmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Annemin, babamın ve kardeşlerimin bana olan inancı ve güveni olmasaydı bu kadar cesur olabilir miydim, bilemiyorum. Attığım her adımda, aldığım her kararda yanımda olan, düştüğümde hep elimden tutan ve bana destek olan bir ailem var. Ben gücümü onlardan alıyorum.

Peki, sen Karadenizli olmanın hangi özelliklerini taşıyorsun, karakterine nasıl yansımış doğduğun yer?

Sanırım şu sıralar en çok sorulan sorulardan biri de bu. Farklı bir şey söyleyemeyeceğim, hep örneklendirdiğim gibi, Karadeniz’in dalgalarına benzetirim kendimi; hem sakin hem de coşkulu, aynı zamanda da bizim coğrafyanın insanları gibi sıcakkanlı ve doğal olduğumu düşünüyorum.

Yoğun bir iş temposunun yanında öğrenciliğin de dolu dolu devam ediyor… İkisini bir arada yürütmek zor olmuyor mu, nasıl planlıyorsun günlük programını?

Başlarda ikisini bir arada yürütmekte zorlandığım zamanlar oldu. Özellikle, İstanbul dışında çalıştığım zamanlar en zorlu süreçlerdi benim için. Hatta o yüzden okulum biraz uzadı. Şimdiyse okulumla arama bir şey girsin istemiyorum ve planımı, programımı ona göre yapıyorum.

Oyuncu olmaya nasıl karar verdin, her zaman hayalin olan meslek bu muydu yoksa izlediğin bir film, tiyatro veya diziden etkilenerek mi bu yola girdin?

Çocukluk hayalimdi, gibi klişe bir cümlem yok. Lisede okurken geleceğinize dair bölümler seçersiniz, ne okumak istiyorsanız yolunuzu ona göre çizmeniz gereken zamanlar vardır ve bunu bütün öğrenciler bilir. Ben de karar aşamamda üniversitede hangi bölümü okuyacağıma karar verdim, sonrası da üniversiteyle gelişen ve değişen bir süreç oldu benim için.

Karadeniz gibi doğal ve sakin bir yerden İstanbul gibi bir kaosa girmek seni nasıl etkiledi? Nasıl yönettin bu krizi, adaptasyon sürecin nasıl gelişti?

17 yıl küçük bir şehirde yaşadıktan sonra, İstanbul gibi bir metropole gelip onun kaosuna ve kalabalığına adapte olabilmek, herkes için zor olduğu kadar benim için de zordu ama ailemin desteğiyle kolayca üstesinden geldim.

Yıldızını en çok parlatan rollerden biri Meryem oldu… Nasıl dahil oldun bu projeye, kabul etmende etkili olan faktörler neler oldu? Karakterinde kendine benzettiğin taraflar var mıydı?

Meryem benim için çok özel bir karakter ve hep de öyle kalacak. Bu projeye kadar, Meryem de benim daha önce canlandırmadığım renkte bir kadındı. Bir projeyi okurken ya da seçerken en önem verdiğim kriterlerden biri, hep birbirinden farklı kadınlara hayat vermek oluyor. Meryem’in kendine özgü özel bir dünya anlayışı vardı. Ben onu hep cam fanus içerisinde yetiştirilmiş kötülük nedir bilmeyen, dünyanın kiriyle bu yaşına kadar karşılaşmamış bir kadın olarak işledim. Saf değil, kirlenmemiş ve masum.

Şimdi de yepyeni bir proje, heyecanlı bir internet dizisi… Muhafız… Biraz da bu projenin gelişim sürecini dinleyelim… Teklif sana nasıl geldi, sen neleri göz önünde bulundurarak kabul ettin, en çok heyecanlandıran kısmı ne oldu?…

Meryem yeni bitmişti ve bir anda Muhafız’dan teklif geldi… Anlayacağınız bütün bu süreç çok hızlı gelişti. Leyla’yı ilk okuduğumda aynı Meryem gibi Leyla’nın da bu zamana kadar hiç canlandırmadığım bir karakter olduğunu fark ettim. Dolayısıyla bu projeye dahil olmak istedim. Netflix’in Türkiye’de yaptığı ilk orijinal yapım olmasının da bu kararımda etkisi var tabii. Umarım bizden sonraki projelere doğrularımızla, yanlışlarımızla örnek teşkil ederiz.

Senin için sinema mı, tiyatro mu, televizyon dizisi mi, internet dizisi mi?

Sinema; benim için her zaman özel… Televizyon ve internet dizileri; tempoları ve devam eden hikayeleriyle sürükleyici. Tiyatro ise, bambaşka bir dünya.

Son olarak çok gençsin ve hayallerinin belki de daha başındasın… ‘Bu yolculukta nihai olarak ulaşmak istediğin nokta, kendini görmek istediğin yer, dahil olmak istediğin proje, çalışmak istediğin yönetmen veya başrolü paylaşmak istediğin isim…’ gibi sorular sorsam…

Hayat sürprizlerle dolu ve yarının ne getireceğini de ne götüreceğini de bilemezsiniz. Hayallerim ve hedeflerim var, ancak bunlara belirli bir nokta koyarak kendimi sınırlandırmayı sevmiyorum ve hayatın sürprizlerine karşı kendimi kapatmak da istemem diyebilirim.