Kendini izlerken çok beğenen insanı samimi bulmuyorum!

0
24

Son dönemin popüler oyuncularından Leyla Lydia Tuğutlu, MAG Eylül sayısına kapak oldu ve yakında başlayacak olan dizisi ‘Kızım’ hakkında konuştu.

Türkiye eski güzellerinden Leyla Lydia Tuğutlu, röportajda kendisine yöneltilen sorulara içtenlikle yanıt verdi.

İşte röportajdan satır başları:

Almanya’dan Türkiye’ye uzanan renkli yaşam öykünü dinleyebilir miyiz?

Berlin’de doğdum, güzel bir çocukluk geçirdim; anaokuluna orada gittim. Küçük yaşta, yaklaşık 6 yaşındayken buraya geldik ve okula burada başladım. Almanya’da yaşadığımız yıllarda babam benimle Türkçe de konuştuğu için dil öğrenmekte ve kültüre adapte olmakta zorlanmadım. Hayatımın büyük kısmı burada geçti yani. İlk önce okulla birlikte konservatuvarda yarı zamanlı müzik bölümüne başladım. 2005’te modellik yarışmasına girdim ve birkaç sene modellik yaptım. 2008’deki güzellik yarışmasının ardından sunuculuk ve oyunculuk kariyerim başladı.

Oyunculuk, modellik, konservatuvar eğitimi gibi birçok farklı alanda yetenek sahibisin. Bunlardan kendini en çok ait hissettiğin hangisi? Ve bunlar dışında başka neler yapıyorsun?

Kendimi en çok ait hissettiğim yer, oyunculuk ve müzik. Hayatımda, bunların dışında okumak, yazmak, spor ve yoga var.

Ekranlarla tanışman nasıl oldu, kim cesaretlendirdi seni bu konuda?

Aile dostlarımız ben küçükken, televizyonda bir iş yapabileceğimi söylüyorlardı her zaman. Tabii çocukken pek anlamadığım bir şeydi ama ergenlik zamanı model olmayı çok istemiştim. Aslında bu işe modellik yarışmasına girerek başladım. Sonrası kendiliğinden gelişti.

Ekranla ilk buluştuğun günü hatırlıyor musun, neler hissetmiştin?

İlk tecrübem defileler dışında program sunuculuğuydu. Gurur ve heyecan hissetmiştim. İlk defa düzenli bir maaşla bir şirkette çalışıyor olmak ve güzel tepkiler almak hoşuma gitmişti.

Yeni bir projeye adım attın. Biraz bundan söz edebilir misin? 

En son rol aldığım ‘Cebimdeki Yabancı’ filminden sonra iyi bir projeyle dönmek istedim ekrana. Dizilerin kısa ömürlü olmasının dışında bir de çok içime sinen bir proje gelmedi. O nedenle bekledim ve ‘Kızım’ın senaryosunu okuduğum an gerçekten kendimi o dünyada ve karakterde görebildim.

Bu projeyi kabul etmeni sağlayan, projenin en çok cezbeden yönleri neler oldu?

Bu sezon okuduğum en samimi ve doğal iş. Her şeyiyle hayat gibi; abartı yok, inandırmaya çalışacağımız klişeler yok. O dramın içinde durumları komik kılan birçok an var. Yani yüzünüzü gülümseten, umut veren bir hikaye. İzlerken yoran işler vardır; ‘Kızım’ hiç öyle değil. Bakalım; çok yakında izleyicilerle buluşacağız.

Oyunculuk hayatında dönüm noktası olan rolün hangisiydi?

Aslında benim için hepsinin yeri ayrı ve hepsi farklı karakterlerdi ama sinema anlamında bana çok güzel dönüşleri olan işim ‘Delibal’dı.

‘Birlikte rol almaktan çok keyif aldım ve kariyerimi geliştirecek birçok şeyi ondan öğrendim’ dediğin bir isim var mı?

Tek bir isim söylemek doğru olmaz; çünkü birlikte oynadığım benden yaşça büyük usta oyunculardan hep bir şeyler öğrendim.

Canlandırdığın karakterleri ekranda izleyip kendini eleştirir misin?

Her zaman… Zaten yüzde yüz emin olup kendinizi beğenebileceğiniz bir meslek değil bu. Kendini izlerken çok beğenen insanı samimi bulmuyorum. İşin içine ego girerse yapmaya çalıştığımız şeyden uzaklaşıyoruz.

Çok doğal ve masum ama bakışlarıyla da bir o kadar seksi olabilen bir imajın var. Tüm bunları bir araya getirmeyi nasıl sağlıyorsun?

Teşekkür ederim böyle düşündüğün için. Belki işim gereği birçok farklı karaktere bürünebilmek içindir.

Yaşına göre oldukça olgun ve sakin bir insansın. Nasıl sağladın bunu, neler sebep oldu böyle bir karaktere sahip olmana?

Çok küçük bir çocukken de böyleydim; yaşıma göre hep olgundum. Galiba daha çok, mantığıyla hareket eden biriyim ben. Şüpheci yaklaşan, sorgulayan biriydim her zaman… Tabii ailemin de bunda etkisi var. Babam hep kendimi geliştirmemi söyledi mesela, annemse hayatıma yogayı bana kazandıran kişidir.